Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Devrimin ve İç Savaşın Kalbinde: Bir Habercinin Güncesi

Bundan 10 yıl önce, 26 yaşındaki üniversite mezunu bir gencin, gördüğü onur kırıcı muamelenin ardından isyan edip kendini ateşe vermesiyle başladı her şey. Arap ülkelerinin baskıcı diktatörlerini teker teker deviren, sonuçları birçok ülkede hala sürmekte olan 2011 halk ayaklanmaları, bu coğrafya için çalkantılı günlerin ilk adımıydı. Silsile halinde birçok ülkeye sıçrayan ayaklanmalar; yalnızca ayrıcalıklı sınıflar, yönetici elit ya da eli kanlı güvenlik güçleri için değil; aynı zamanda özgürlük ve sosyal adalet talep eden sıradan insanlar, siviller için de trajik bir süreci başlattı. Gazeteci Can Ertuna’nın NTV muhabirliği sırasında Arap isyanlarının kalbindeki habercilik deneyimlerini aktardığı kitabı  Arap İsyanları Güncesi , olayların farklı ülkelerdeki özgün seyrini ve şiddetle ilişkisini yansıtıyor. Ertuna; önce Tunus, ardından Mısır, Libya ve Suriye’deki gözlemlerini bu ülkeler hakkındaki araştırmalarıyla da harmanlamış olduğundan elimizdeki kitabın bir günceden beklenen özn...

Borges’in Düşünden Yeni Normale: Zaman, Mekan, Eşya ve Anlam

“Eğer bu bir düşse ve düşümde sizi görüyorsam benim bildiklerimi sizin de bilmeniz çok doğal. Boşuna nefes tüketmeyin. Yerinde bir yadsımaydı bu. Yanıt verdim: Eğer bu sabah ve bu karşılaşma birer düşse, her ikimizin de düş görenin kendisi olduğunu düşünmesi gerekir. Belki düş görmeyi bir kenara bırakacağız belki de bırakmayacağız. Ama başka görevlerimiz arasında bizim gerçek görevimiz, evreni, doğmuş olmayı, gözlerle bakmayı ve soluk almayı kabullendiğimiz gibi düşü de kabul etmemiz.” Jorge Luis Borges, Öteki (1975) *** Borges kendi gençliğiyle karşılaştığında yaşandı bu diyalog. Genç Borges için bankta yanında oturan kır saçlı adamın kendisi olduğuna inanmak hiç de kolay değildi. Peki yaşlı Borges için? Her nasıl olduysa bu, kabul etmek gerekirdi. Sırrına eremediğimiz onca şeyin yanında, bir gün bankta kendi gençliğinle karşılaşmak -en azından- kabul edilebilirdi. Evde kalmak ve sokağa çıkmak daha önce hiç olmadığı kadar önemli bu sıralar. Kapanma psikolojisi hepimizin gündelik yaşam...

Prag’da Bahar ve Darbe

Olof Palme Yazı Dizisi II 1969-1976 Yılları arasında ve 1982’den ölümüne değin İsveç Başbakanı olarak görev yapan Olof Palme’nin siyasi kariyerinin en büyük mücadelelerinden biri, uluslararası politikada insan hakları savunusu olmuştur. Soğuk Savaş’ın realist dengeleri içerisinde oldukça idealist görünen bu yaklaşım, Palme’nin sözcülüğünü yaptığı uluslararası hareket ile güçlü ve alternatif bir sese dönüşebilmiştir. Keza dünya tarihinde uluslararası hukukun oluşması, barış politikalarının yükselmesi ve insan haklarının normlaştırılması hep bu kavramların güçlü savunucularının eseri olmuştur. Olof Palme de Soğuk Savaş’ın iki kutbundan herhangi birisinde konumlanmaksızın nasıl barış yanlısı bir dış politika izlenebileceğini ortaya koyan öncü bir isim. Bu ilkesel yaklaşımın somut delili ise İsveç sosyal demokrasisinin Soğuk Savaş’ın sıcak cephelerinde aldığı tavır olarak görülebilir. Bu yazımızda söz konusu tavrın izlerini Prag Darbesi özelinde süreceğiz. Çekoslovakya, Soğ...

Mine Söğüt’ün Rüya Tabirli Cinperi Yalanları

Cihangir Pürtelaş Sokağı’nda bir tuhaf apartman Beş Sevim Apartmanı. Beş dairesinde beş tuhaf sakini var. Her birinin ayrı tuhaf hikayeleri… Mine Söğüt’ün ilk romanı Beş Sevim Apartmanı, psikoz ile gerçekliğin arasında sıkışıp kalan altı ana karakterin kısa hikayelerinden oluşuyor. Bu arada kalmışlığı iki yönlü bir anlatımla kullanan yazar; hayal ile gerçek, yalan ile doğrunun muğlak dizininden bir örgü örmüş türdeki ilk yapıtında. Bunu yaparken eğretilemeden yararlanmış, nesne ve mekanları en iyi şekilde kullanmış. Beş Sevim Apartmanı, kurmaca yazınımızda Mine Söğüt’ün kendine açtığı yeri tamamlayan, delilik ile hakikati sorgulatan bir büyülü gerçekçi roman. Üstelik rüya tabirli… Bir psikiyatr olan Samimi, cinperilerin kendi kötü kaderindeki rolünü ve çalışma alanındaki etkilerini ortaya çıkarmaya, bilim camiasını sarsacak bulgular elde etmeye niyetleniyor ve böylece kendimizi cinlerle perilerle dolu bir masalın içinde buluyoruz. Samimi aslında bu araştırmayla, kendi ruhunu k...

Bir Portreye Giriş: Olof Palme

Olof Palme Yazı Dizisi I Olof Palme’ye ilişkin Afa Yayıncılık etiketli “Biz Demokrasiyi Zincirlerinden Kurtardık” adlı kitabı, evimizin kütüphanesinde tozlu raflar arasında buldum. Olof Palme’nin konu bazlı beş bölümde tasnif edilmiş makale ve konuşmaları Dilek Zaptçıoğlu çevirisiyle 1987 yılında Türkçe okurlara ulaşmış. İsveç’in eski başbakanı Sven Olof Joachim Palme’nin yazı ve konuşmalarından derlenen kitap, 20. yüzyılda Avrupa sosyal demokrasisinin gündemini aydınlatıyor. Ben bu değerli kitapta özelde İsveçli, genelde Avrupalı sosyal demokratların uluslararası krizlere yaklaşımının ve dış politikalarının izini sürüyorum. Olof Palme’yi dünya siyaset sahnesine çıkaran koşullardan başlayalım. Nasyonal Sosyalizmin ve İkinci Dünya Savaşı’nın insanlık üzerinde yarattığı büyük tahribat, hiç şüphesiz en çok savaş sonrası Avrupa’sında görünür durumdaydı. Nazi Almanyasının hezimeti aslında savaşın sonu olmakla birlikte, Avrupa’nın kalbinde altyapıdan sanayiye çözülmeyi bekleyen b...

Çoksatar Bir Nâzım Romanı: Putlar Yıkılırken

Osman Balcıgil’in son romanı Putlar Yıkılırken* Nâzım Hikmet’i ve kavgasını konu ediniyor. Paris’te eski bir dost ile buluşma; büyük şairin hareketli İstanbul günlerine dönmesine sebep oluyor. Üretken bir yazar olduğunu bildiğim Osman Balcıgil’i daha önce okumamıştım. Kitaplara düşkünlüğümü bilen bir komşumuzun Putlar Yıkılırken’i benim için eve bırakıp şiddetle tavsiye etmesi üzerine bayramı fırsat bilip okumaya koyuldum. Kitabın henüz başlarında bir çoksatar olduğunu fark etsem de epeydir okumak istediğim yazarın romanını öyle hemen bırakmamaya niyetlenmiştim. Putlar Yıkılırken, Nâzım Hikmet’in hem sanatta hem siyasette iki cepheli mücadelesini konu ediniyor. Şüphesiz komünist bir şair için bu iki cepheyi birbirinden ayırmak mümkün değil. Ancak Nâzım bir yandan genç cumhuriyetin seçkinlerine, yazın konusunda Ankara’nın ağır toplarına meydan okurken bir yandan da içerisinde bulunduğu komünist harekette ideolojik-yöntemsel kavgalar veriyor. Resimli Ay’ın genç şairi Nâzı...

Küresel Siyaseti Duvarlar Üzerinden Okumak

Uluslararası İlişkiler disiplininde “duvar”, son büyük sistemik kırılmayı, Soğuk Savaş’ın bitişini çağrıştıran önemli bir metafor. Duvarın burada, Doğu ve Batı Almanya’yı ayıran, 1989’da yıkılışıyla yeni bir uluslararası düzenin şekillenişini haber veren Berlin Duvarı’nı tanımladığı herkesin malumu. Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan “Duvar”da küreselleşme sonrası siyaseti bu simgeden yola çıkarak okuyor ve yaklaşmakta olan kıştan haber veriyor. Devlet dışı aktörlerin taşıyıcılığını yaptığı küresel ekonomi, küresel toplum, küresel yönetişim gibi hedefler 1990’lı yıllara damgasını vurmuştu. Soğuk Savaş sonrası dönemde çok uluslu şirketler, sınır-aşırı sivil toplum örgütleri, küresel finans grupları, organize suç şebekeleri küreselleşmenin bayrağını taşıyor; sınırsız, milliyetsiz bir dünya hayalini yayıyorlardı. Sağ veya sol cenahtan, bu hayale muhalif kesimlerde ise küreselleşmenin kapitalizmin yeni bir yüzü, emperyalizmin son evresi olduğu düşüncesi de kısa sürede zemin buldu. Sermaye...