Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hırsız ve Köpekler: İhanetin, İntikamın ve Çöküşün Romanı

Kahire’de sıcağı cildimin gözeneklerinde hissettiğim bir öğle vaktiydi. Ateş banyosundan kaçarken Talat Harp Meydanı’nda önceden gözüme kestirdiğim bir kitapçıya - yanlış anımsamıyorsam ismi Shouruk idi - sığındım. Karmaşık ve bir o kadar ahenkli Arapça yazılarla donatılmış bu mekana açılan o cam kapının benim için yeni tutkulara da açıldığını bilemezdim. Necib Mahfuz’un eserleriyle orada tanıştım. Biz ülke olarak Mahfuz’u, Kırmızı Kedi’nin Çağdaş Klasikler dizisi sayesinde yeni yeni okuyoruz. İlk kez 1961’de yayımlanan “Hırsız ve Köpekler” kısa ve çarpıcı romanlarından biri, 2006 yılına kadar Türkçe’ye kazandırılamamış olması büyük kayıp. Ben Avi Pardo çevirisiyle Kırmızı Kedi’deki ikinci baskısından (2013) okudum. 1952 yılı sol, milliyetçi, dinci eğilimlerden ordu mensuplarının Kral Faruk’u devirerek cumhuriyeti ilan etmeleriyle Mısır için tarihsel bir kırılmaya sahne olacaktır. İhtilalin ideolojik yönündeki bu belirsizlik, Hür Subayların fiili önderi Cemal Abdülnasır’ın birkaç yı...

Nedim Gürsel’in Mısır Yolculuğu

Edebiyatımızın en üretken yazarlarından biri Nedim Gürsel. Üstelik üretkenliği, niteliğini gölgede bırakmayan türden. Henüz “Söz Uçar”ın dumanı üstündeyken yeni bir kitapla karşımızda: “Piramitlerin Gölgesinde”. Piramitlerin Gölgesinde, Nedim Gürsel’in Mısır yolculuğunun kitabı. Deneme türünde kaleme alınsa da röportaj türüne pek uzak değil. Yazar, kitabın henüz başında okuru, ölümün ürperticiliği ile ölümsüzlüğün ihtirasını bünyesinde cisimleştiren Gize’ye çağırıyor. Sfenkslerin heybetinin ve binyılları deviren dirençlerinin etkisinde, yolu Gize’ye düşenleri anımsıyor ve anımsatıyor. Nedim Gürsel eserlerinde, kendi bellek süzgecinden geçirdiği sanatsal ya da folklorik ögelere sıkça başvuran bir yazar. Anlatımını kimi zaman bir şiir, kimi zaman diline dolanan bir türkünün yarım yamalak nakaratıyla zenginleştiriyor.  Bence Nedim Gürsel’i başarılı kılan konulardan biri de bu. Edebiyatta 50. yılı arkasında bırakan bir yazar, iflah olmaz bir merakla ve daha da önemlisi, ele al...

Yönetmenin Romanı

Bu yıl gösterime giren filmini görünce okumayı sürekli ertelediğim o Ferzan Özpetek kitabını elime aldım: İstanbul Kırmızısı. Yönetmenin romanı , Eren Cendey imzalı çevirisiyle Can Yayınları’ndan 2016 yılında çıktı. İstanbul Kırmızısı, kısa bölümlerle ve akıcı bir dille hazırlanmış. Özpetek’in çok sık kullandığı kısa ve eksik cümleler anlatımı etkileyici kılıyor. Ağır edebi sanatlar kullanmadan yaratılan güçlü çağrışım, İtalyanca’nın sunduğu bir imkan mıdır, yoksa çevirmenin başarısı mıdır , bilemiyorum. Ferzan Özpetek, çocukluğunun Kalamış’ından 2013’ün Taksim’ine bir yolculuk yapıyor romanda. Hatıralarıyla desteklenmiş, gerçekle kurgu arasındaki o belirsiz çizgide şekillendirilmiş bir roman İstanbul Kırmızısı. Yolları birçok kez kesişen ve ancak kitabın sonunda buluşabilen iki insanın İstanbul yalnızlığını anlatıyor. Bu haliyle kitabı, son yıllardaki adıyla “auto-fiction” olarak kabul edebiliriz sanıyorum. Auto-fiction, yazarların yaşam öykülerini gerçek dışı farklı ...

Tehlikeli Sevişmeler

Nedim Gürsel'in çok çeşitli türlerdeki eserleri arasında herhalde “Boğazkesen”, hak ettiği ilgiyi gören tek kitabıdır. Boğazkesen, beni de Nedim Gürsel edebiyatıyla tanıştıran kitap olmuştu ve elbette epey etkilemişti. Henüz bu ilk eserde yazarın özgün anlatımına ince ince işlenmiş bir erotizmin romanı yükselten en önemli unsur olduğunu düşünmüştüm. Nedim Gürsel’i ciddi bir erotik edebiyat yazarı olarak tanımlama cüretine ise diğer türlerdeki eserlerini ve son olarak Tehlikeli Sevişmeler’i okuyunca eriştim. Tehlikeli Sevişmeler, Walt Whitman’dan cinsellik üzerine kısa ve çarpıcı alıntılarla açılan iki bölüm ve yirmi öyküden oluşuyor. Bu öykülerde kadın erkek ilişkilerinin farklı hallerine, kimi zaman heyecanı tükenmiş birlikteliklere, kimi zaman da umarsız sevişmelere tanıklık ediyoruz. Nedim Gürsel en insani; fakat çeşitli söyleşilerde eleştirdiği şekilde en mahrem olanı edebi bir ustalıkla anlatıyor. Bunu da bütün eserlerini iddialı kılan o kaygısızlıkla yapıyor. Kendi ya...

Yaşar Kemal’in Büyük Ütopyası

Geçen yıl kaybettiğimiz büyük romancı Yaşar Kemal’in seri romanlarının sonuncusu olan “Bir Ada Hikayesi”nin, dört kitabının isimleri sırasıyla şöyle:  Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları ve Çıplak Ada Çıplak Deniz.  Çukurova’nın, tarım işçilerinin, Torosların, yoksul köylülerin hikayelerinin koca anlatıcısı, “Bir Ada Hikayesi”nde bu çerçevenin dışına çıkıyor ve okurlarına farklı bir içerik sunuyor. Mübadele ile yurtlarından koparılan Rumların ıssız kalmış bir adası, asker kaçaklarına, Giritli Müslümanlara, Ermeni zanaatkarlara, Kürt dengbejlere aynı anda ev sahipliği yapıyor.  İşte ütopya yakıştırmamızın sebebi de budur. Büyük savaşların, kıtlıkların, kırımların,sürgünlerin, afetlerin ve hastalıkların içinden çıkıp; barışı, bereketi, yaşamı, umudu arayan insanların yurdudur artık Karınca Adası. Bir barış özlemi ve düşlemesidir. “Savaşın ne korkunç, insanlığa yakışmaz, bütün insanlığı özünden çürüten lanet bir şey olduğunu ancak sav...

Kahire Sokaklarında İsyan

Gazeteci ve hukukçu  Onur Sinan Güzaltan'ın yazdığı "Tanrı Bizi İster Mi?" ,  Ortadoğu’ya ilgisi olanlar için eşi bulunmaz bir eser. Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın sunuşunu yazdığı kitap, Güzaltan’ın Kahire’de tanık olduğu büyük toplumsal olayları anlatıyor. Bu anlatım yazarın kişisel gözlemlerine ek olarak farklı görüşlerden çok önemli isimlerle yapılan söyleşilerle zenginleştirilmiş. Okur “Tanrı Bizi İster Mi?”yi okurken Kahire sokaklarında dolaşıyor, Samir Amin’le Mısır siyasetini konuşuyor, Ortadoğu’ya bir büyüteç tutma fırsatı buluyor. Kitap, Türkiye ile olan benzerlikler ve farklılıklar üzerine düşündürerek de  Tahrir'den Taksim'e bir ışık  tutuyor. Kahire… Nil’in kraliçesi… Firavunlardan Kavalalı Mehmet Ali’ye, Cemal Abdülnasır’dan Abdülfettah Sisi’ye kudretli yöneticiler şehri. Politikanın, en az çöl havası kadar sıcak bir güç mücadelesi olduğu,  bize çok benzer ancak bizden çok farklı bir coğrafya…  Burada iki sene önce bir buçuk ay kadar kalm...

Nart Destanındaki Sürgün Kütüphaneci: Feridun Büyükyıldız

Otobüsten inince tereddüt etmeden bana yöneldi ve elini uzattı. Sabiha Gökçen Havalimanından Taksim'e gelene kadar üç-beş şehir büyüklüğünde yerleşimi geride bıraktığından olacak, ilk sözünde "Dostum" dedi, "Bu İstanbul vahşi, korkunç bir şehir." Yazışmalarımızdan, sosyal medyadan, okuduğum kitabından tanıdığım Feridun Büyükyıldız'la, bana hitabı gibi sıcak bir sohbete koyulup Beşiktaş dolmuşlarına yürüdük.  Taksim Meydanı her cuma akşamı kadar renkli ve canlıydı. Galatasaray Üniversitesi İnsan Hakları Kulübünün çocuklara yönelik insan hakları atölyesi olan Çocuk (H)aklı Projesi için 9-10 Aralık'ta konuğumuz oldu Feridun Bey. Bizse büyük bir ihmal sonucu, otel rezervasyonunu varış gününe kadar yaptırmamış, o gece yer bulabildiğimiz tek pansiyonda konuğumuza yer ayırtmıştık. Çarşının kalabalığına karışıp pansiyona ulaştık. Kayıt yaptırdıktan beş dakika sonra pansiyonun karşısındaki birahanede sohbeti koyulaştırmıştık. Esprili, güler yüzlü, yaşamayı cid...