Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tehlikeli Sevişmeler

Nedim Gürsel'in çok çeşitli türlerdeki eserleri arasında herhalde “Boğazkesen”, hak ettiği ilgiyi gören tek kitabıdır. Boğazkesen, beni de Nedim Gürsel edebiyatıyla tanıştıran kitap olmuştu ve elbette epey etkilemişti. Henüz bu ilk eserde yazarın özgün anlatımına ince ince işlenmiş bir erotizmin romanı yükselten en önemli unsur olduğunu düşünmüştüm. Nedim Gürsel’i ciddi bir erotik edebiyat yazarı olarak tanımlama cüretine ise diğer türlerdeki eserlerini ve son olarak Tehlikeli Sevişmeler’i okuyunca eriştim. Tehlikeli Sevişmeler, Walt Whitman’dan cinsellik üzerine kısa ve çarpıcı alıntılarla açılan iki bölüm ve yirmi öyküden oluşuyor. Bu öykülerde kadın erkek ilişkilerinin farklı hallerine, kimi zaman heyecanı tükenmiş birlikteliklere, kimi zaman da umarsız sevişmelere tanıklık ediyoruz. Nedim Gürsel en insani; fakat çeşitli söyleşilerde eleştirdiği şekilde en mahrem olanı edebi bir ustalıkla anlatıyor. Bunu da bütün eserlerini iddialı kılan o kaygısızlıkla yapıyor. Kendi ya...

Yaşar Kemal’in Büyük Ütopyası

Geçen yıl kaybettiğimiz büyük romancı Yaşar Kemal’in seri romanlarının sonuncusu olan “Bir Ada Hikayesi”nin, dört kitabının isimleri sırasıyla şöyle:  Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları ve Çıplak Ada Çıplak Deniz.  Çukurova’nın, tarım işçilerinin, Torosların, yoksul köylülerin hikayelerinin koca anlatıcısı, “Bir Ada Hikayesi”nde bu çerçevenin dışına çıkıyor ve okurlarına farklı bir içerik sunuyor. Mübadele ile yurtlarından koparılan Rumların ıssız kalmış bir adası, asker kaçaklarına, Giritli Müslümanlara, Ermeni zanaatkarlara, Kürt dengbejlere aynı anda ev sahipliği yapıyor.  İşte ütopya yakıştırmamızın sebebi de budur. Büyük savaşların, kıtlıkların, kırımların,sürgünlerin, afetlerin ve hastalıkların içinden çıkıp; barışı, bereketi, yaşamı, umudu arayan insanların yurdudur artık Karınca Adası. Bir barış özlemi ve düşlemesidir. “Savaşın ne korkunç, insanlığa yakışmaz, bütün insanlığı özünden çürüten lanet bir şey olduğunu ancak sav...

Kahire Sokaklarında İsyan

Gazeteci ve hukukçu  Onur Sinan Güzaltan'ın yazdığı "Tanrı Bizi İster Mi?" ,  Ortadoğu’ya ilgisi olanlar için eşi bulunmaz bir eser. Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın sunuşunu yazdığı kitap, Güzaltan’ın Kahire’de tanık olduğu büyük toplumsal olayları anlatıyor. Bu anlatım yazarın kişisel gözlemlerine ek olarak farklı görüşlerden çok önemli isimlerle yapılan söyleşilerle zenginleştirilmiş. Okur “Tanrı Bizi İster Mi?”yi okurken Kahire sokaklarında dolaşıyor, Samir Amin’le Mısır siyasetini konuşuyor, Ortadoğu’ya bir büyüteç tutma fırsatı buluyor. Kitap, Türkiye ile olan benzerlikler ve farklılıklar üzerine düşündürerek de  Tahrir'den Taksim'e bir ışık  tutuyor. Kahire… Nil’in kraliçesi… Firavunlardan Kavalalı Mehmet Ali’ye, Cemal Abdülnasır’dan Abdülfettah Sisi’ye kudretli yöneticiler şehri. Politikanın, en az çöl havası kadar sıcak bir güç mücadelesi olduğu,  bize çok benzer ancak bizden çok farklı bir coğrafya…  Burada iki sene önce bir buçuk ay kadar kalm...

Nart Destanındaki Sürgün Kütüphaneci: Feridun Büyükyıldız

Otobüsten inince tereddüt etmeden bana yöneldi ve elini uzattı. Sabiha Gökçen Havalimanından Taksim'e gelene kadar üç-beş şehir büyüklüğünde yerleşimi geride bıraktığından olacak, ilk sözünde "Dostum" dedi, "Bu İstanbul vahşi, korkunç bir şehir." Yazışmalarımızdan, sosyal medyadan, okuduğum kitabından tanıdığım Feridun Büyükyıldız'la, bana hitabı gibi sıcak bir sohbete koyulup Beşiktaş dolmuşlarına yürüdük.  Taksim Meydanı her cuma akşamı kadar renkli ve canlıydı. Galatasaray Üniversitesi İnsan Hakları Kulübünün çocuklara yönelik insan hakları atölyesi olan Çocuk (H)aklı Projesi için 9-10 Aralık'ta konuğumuz oldu Feridun Bey. Bizse büyük bir ihmal sonucu, otel rezervasyonunu varış gününe kadar yaptırmamış, o gece yer bulabildiğimiz tek pansiyonda konuğumuza yer ayırtmıştık. Çarşının kalabalığına karışıp pansiyona ulaştık. Kayıt yaptırdıktan beş dakika sonra pansiyonun karşısındaki birahanede sohbeti koyulaştırmıştık. Esprili, güler yüzlü, yaşamayı cid...

Atay'ın Demiryolu Hikayecileri'nde "İktidar"

          Şehre uzak bir kasabada, bir demiryolu istasyonunda hikayeler yazıp satarak hayatını kazanan bir hikayecinin anlatımıyla Demiryolu Hikayecileri, iktidar – edebiyat ilişkisi bağlamında incelenmesi yerinde olan hikayelerden biridir. Oğuz Atay’ın bu hikayesi, üç seyyar hikaye satıcısı ve çalıştıkları istasyonun şefi etrafında gelişmektedir. İstasyonda çalışan hikayeciler, diğer seyyar satıcılar ve istasyon şefi arasında kurulan ilişkiyi belirleyen bir takım etkenler vardır. Bu etkenleri, Oğuz Atay’ın satırlarından yansıyan ekonomik, siyasal, sosyal gerçekler olarak da görebiliriz. Savaşın ekonomik ve sosyal koşulları, seyyar satıcıların sağlıkları, yaşam ve çalışma şartları sebebiyle üzerlerine sinmiş olan çaresizlik; hikayenin karakterleri arasındaki ilişkiyi de belirlemektedir. Bu sosyolojik yapı ve piyasa koşulları, hikayede aradığımız iktidar ilişkilerini var ettiği gibi kendi içlerinde de farklı iktidar öğeleri barındırıyor olabilirler.   ...